|
Ve Huzurlarınızda Emre Tuncerrr! |
|
|
Cumartesi, 03 Temmuz 2010 |
Gecenin bir yarısı alt katta ağlayan bir bebeğin dertli dertli haykırışı… Kaçmış uykumun peşine düşmemle soğukkanlılıkla izlediğim, karşı apartmana giren hırsızın işini ciddiye alışı… Ve benim ise “fazla uzağa kaçamaz” ümidiyle sınırı çoktan geçmiş uykumu çaresiz bekleyişim…
Saat gecenin körüne doğru ilerlerken; sabahki sınavda uyuklamamam gerektiği için mi? Yoksa tam rüyamda Aysun KAYACI’ YA yaklaşmışken belki tekrar uyursam kendisiyle muhabbete devam ederim hevesi mi bilinmez ama çaresizliğimin düz duvara tırmanışıydı belki de beni telaşlandıran.
Ta ki cep telefonumun radyosunu açan kadar. Evet, mikrofonun diğer uçunda biri vardı ve sanırım hayal gücümün megabaytını da baya zorluyordu. Uykumun bir daha geri dönmemesi için tanrıya ettiğim dua ise bana cennetin kapılarını çoktan açtırmıştı bile.
***
Ben ise kendi iç açılarımın toplamını tahmin edemeyen biri olarak, o gecenin ardından kendimi Best Fm stüdyolarında buldum. Eğer yanlış bir kelime piyasaya sürmüşsem genç programcının hayranları tarafından parçalara bölünüp, her bir parçama da ayrı bir singıl çekileceğinden şüphem de yok hani…

Ve EMRE TUNCER KARŞINIZDA…
-Bize biraz Emre TUNCER’i anlatır mısınız?
İlkokuldayken, biriktirdiği parayla, satın aldığı kokulu silgisini kaybetmiş,
En önemli sınavın ortasında, “fazla 0,7 ucu olan var mı!?” diye bağırmış,
Küçükken sevdiği kızlara, birbirinden berbat ve saçma maniler yazmış,
Yılbaşından önceki vedalarında, “seneye görüşürüz” şakasını yapmış,
Dizisini izlerken, reklamlarda kanal değiştirip, dizisini unutmuş,
Bayramlığını giyeceği anı heyecanla beklemiş, Kapı kapı dolaşırken, her seferinde, “şeker yerine para verirler umarım” diye düşünmüş,
Gülmüş, eğlenmiş, sevmiş, sevilmiş, ağlamış, zırlamış, kızmış, kırılmış, itilmiş, düşmüş, kalkmış, gezmiş… Yani sen gibi bir ben aslında Emre TUNCER...
Fazla uzakta ve farklı kalıplarda aramaya gerek yok. Bulmak istediğin yere bakarsan, çok rahat görürsün bu adamı.
… Şu sözlerimin üstüne, umarım ahlaksız yerlere bakmazsın Enes…

-Radyo ile ne zaman aynı yastığa baş koydunuz? Nasıl başladı ilişkiniz?
Ses tellerinin kulak zarlarına olan aşkıyla ilgili ne zaman birşeyler sorsalar, ezberlemişcesine aynı kelimeleri sunuyorum heybemden, enescim. Çünkü yaşadığım o anlar hafıza kartıma yatırdığım en ilginç nakittir ki vaktim, en hakiki nakttimdir . Bu yüzden, engellenemez bir biçimde, aynı anılar, bir film senaryosunu okuyormuşcasına dökülüveriyor ağzımdan...
Aslına bakılırsa,babamın polis telsiziyle tanıştığım günden beri, amatör olarak radyo yayını yapıyor sayılırım ki polis teşkilatının emekli polislerinin büyük bir kısmı, ara ara kendilerine seslenen ve susturmak için uğraştıkları o çocuğu çok iyi hatırlar. Ayrıca yayıncılığımın gelişme sürecinde “Volki-Tolki” telsizle konuştuğum komşu kızının da katkısı kesinlikle ihmal edilemez.
En çirkin kadının bile gözlerime güzel ve seksi göründüğü günlerdi. Hava sıcak, akacak ter ise alında durmayacaktı ve durmadı. Şıp dedi damladı. Komşumuzun liseli kızı Aynur, gene çok güzel görünüyordu. Bana "liseli vardı ya,ah o liseli..." şarkısını söyletiyordu... Ne oluyor len! Pardon, pardon. Aynur'u unut Enes, yanlışlık oldu. Aklım erotik hikayelere takıldı. Bir zamanlar, enerjim doruklardayken, radyocu bir hanımefendiyle tanıştım. Dedim ki : “Aradığım fırsat bu!” … Sonrasında bu hanımefendiyle bir gün cep telefonuylada konuşurken, sesimi çok etkili kullanabildiğimi falan söyledi ki bende işin gırgırında olan bir adam olarak “Emin ol etkili kullandığım tek şey sesim değil, çok etkili olduğum başka şeyler de var. Mesela parmaklarım... Hem de 10 Parmak… Bilgisayardan iyi anlarım da o açıdan.” dedim.
Ertesi gün bu hanımefendinin radyosuna çağırıldım. Patronla görüşmeye girdim. Bana “mikrofonda neler yapabilirsin” diye sordu ve bende “Şakam yok, güldürürüm!” diye ekledim ve aramızda birbirinden ilginç konuşmalar geçti. Ardından, sağ olsun, “Sen burada harcanırsın evlat.” dedi ve vedalaştık. Tabi reddedilmenin verdiği yıkılmışlık beni inanılmaz şekilde kamçıladı. Hatta bu kamçılar bide deri kıyafetle bütünleşmiş olsaydı, tam fantezilik bir durumdu. O günden sonra ilk hedefim radyo programcısı olmak oldu. Gündüz radyo, akşam meyhane olan yayın organlarında bile çalıştım. Mikrofona “kem küm” edebileceğim her yere gittim. Çok gezdim, çok gördüm,çok araştırdım.
1 seneden fazla zamanım, kendi bölümüm olmayan, İletişim Fakültesinde derslere girmekle, iletişimle ilgili kitaplar okumakla ve o bölümün öğrencilerinin ödevlerini yapmakla geçti. O dönemlerdeki koşuşturmacalarım sayesinde, radyoları geçtim, araştırma şirketlerinin bile, şu anda sahip olmadığı anketlere, bilgilere, araştırma sonuçlarına ve bulgulara sahibim. İşte bu yaklaşımlarım bilgi açlığımı, akademik olarak doyurmamı da sağladı. Velhasıl kelam bu uzun sürecin sonunda da BEST FM’deki bütün üstatlara tek tek asistanlık yapmak ve hatta BEST FM’de yatıp kalkmak ve ve ve nihayet, Türkiye’nin en iyi radyosunda programcı olmak…
-Programa gecelik ismini vermeniz, hangi fantezinizin ürünü?
Bir markaya, bir çocuğa, bir radyo programına…vb. isim bulmak cidden dünyanın en zor işlerinden biridir. Zırtırıpırt şeklinde, hızlı ve kontrolsüz isimlendirmeler, genelde sağlıksız sonuçlanırlar. Çünkü isimlendirdiğin şey, verdiğin isimle yaşantısına devam eder, onunla gelişir ve büyür, onunla anılır ve onunla gömülür. Bu yüzden isim, taşıyanı en iyi şekilde yansıtmalıdır. Bende bu ismi bulma aşamasında çok sıkıntılı anlar yaşadım tabiî ki. Birbirinden saçma isimlerde karar kılıp, vazgeçtiğim oldu. En son olarak, “cuk diye oturur” sözünü kanıtlarcasına, “GECELİK” ismi ortaya çıktı ki isim babası Ceyhun YILMAZ’dır.

-Hiç canlı yayın kazası oldu mu?
Benim belirli bir dönem boyunca kazasız yayın yolculuğu tamamlamışlığım yok... Mikrofon başına da hiçbir zaman abdestsiz geçmezdim ama demek ki radyonun içindeki başka kişilerde etkileyebiliyor yayını. Ya da belki de dinleyicilerden biri… Kim bilir? Yayında konuşurken, yüz binlerce TL harcanmış stüdyonun içerisinde ağzıma sinek mi girmedi? Gece, radyoya kadar gelmiş bir bayan dinleyiciyi kırmayıp, yayını izlesin diye stüdyoya aldırdıktan sonra, hanımefendi tarafından, canlı yayında konuşurken, tacize mi uğramadım? Bir yayının sonunda, depremlerle ilgili olarak bir profesörü yayına bağlayacakken, yanlışlıkla, telefonu yayına aktaracak arkadaşa dayımın oğlunun telefon numarasını verip, yayında dayı oğluyla deprem konuşmak zorunda mı kalmadım? Bir zamanlar ki sevgilim, şimdilerde ki eski sevgilim, yayınıma telefonla katılıp, küfredercesine, konuşmalar mı yapmadı? Anneler gününde, yayına bağlattığım annemden, canlı yayında, everme amaçlı tanıştırmak istedikleri doktor kızla görüşmedim diye azar mı işitmedim?

-Programa bağlanan dinleyicilerin ayakkabı numarası, boy ve kilo bilgilerini niçin alıyorsunuz?
Hımhım da hım hımmm… Şimdi bu konuya şöyle bakalım: Televizyon görmemizi istediği şeyleri bize gösterir ve bizlerde gördüklerimizi algılamaya çalışırız ki çıkardığı seslerle bu çabamıza katkıda bulunur. Fakat radyoda işin içine mükemmel bir prodüksiyon ortamı olan insan zihni karışır. Yani radyodan gelen sesler ışığında kişiler, kafalarında bir dünya oluşturur ve ortaya çıkan bu görüntüleri algılamaya koyulurlar. İşte bu şekilde, radyoda konuşulan her kelime, bireylerin kendi kurduğu dünyadan süzülerek onlara ulaşır ve anlaşılır. Velhasıl kelam, dinleyicinin hayal dünyasını prodüksiyon olarak kullanan ve hiçbir masraftan kaçınmayan, büyülü bir ses yumağı, “GECELİK” radyo gösterisi, telefonla yayına katılan kişilerin boy,kilo ve ayakkabı numaralarını söyleyerek, dinleyenin zihninde oluşturulacak karakteri çizmesine yardımcı oluyor.
- Programa başlamadan önce yayında yapacağınız şeyleri planlıyor musunuz? Yoksa o an mı ortaya çıkıyor?
Bu tarz işlerle uğraşan kişiler, hiçbir zaman iş kıyafetlerini üstlerinden çıkartamazlar. Yani daha açık bir şekilde hayatları, işleri olur. O yüzden işlerini sergilemeye her zaman hazırdırlar. Bir nevi SUPERMAN gibi… Adamın sevişirken bile süper kahraman giysisi hep üstündedir. Yani radyocu hep radyocu, haberci hep haberci, süper kahraman hep süper kahraman, mafya hep mafya… vb.
Şunu da söylemeden geçemem: GECELİK radyo gösterisi büyük bir emeğin ürünüdür ve bunu her dakikasında belli etmesi için büyük bir çaba sarf ediyorum. Ama yayınlara hazırlanarak çıktığımı belli etmekte zorlanıyorum tabii ki…

-Biyolojik saatini size ayarlayanlar var. Neden uykunun en tatlı, en güzel, en homojenik anında yayındasınız?
Sende takdir edersin ki Enescim, hafta sonu gece 02:00 - 04:00 arası, radyo dünyasının en ölü saatleri olarak bilinir. Ama içimde, ölüyü diriltmiş olmanın verdiği bir gurur; üstümde, radyo şovunun her saatte yapılabileceğinin kanıtları var ki yakalanırsam suçlu benim. Belki bu saatlerden ayrılamayışımın sebebi de budur.
-Genelde diğer radyocu arkadaşlarınız sizin için çok bilimsel açıklama yaptığınızı yayında söylüyor. Yani çok ayrıntılı açıklama yapıyorsunuz? Bunun sebebi nedir?
Bu düşüncenin, benim sosyal sorumluluğunun bilincinde olan bir tipitip olmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü birisi bana bir soru sorduğunda, karşımdaki kişiye ve onun geriye kalan zamanına olan saygımdan, cevabının doğru ve düzgün verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Konfüçyüs’ün dediği gibi:
“Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Öğretmeyi seviyorum ve öğrenmeye çalışıyorum…”

-Türkiye'nin en çok konuşan radyosu Best FM. Diğer radyolar daha çok müziğe yer veriyor. Sizce günümüzde radyo müzik radyosu mu olmalı yoksa konuşan radyo mu?
Bunu söylerken üzülüyorum fakat, müzik radyoları, teknolojiyle başa çıkabilecek güce ve yeteneğe sahip değil. Teknolojinin nereye doğru gittiğini biraz olsun görebilen bir adam olarak ifade ediyorum, gelecek günlerde evinde oturan küçücük bir çocuk bile, bu günlerin büyük müzik radyolarına kafa tutup, rakip olabilecek. Ayrıca karaktersiz yayın anlayışının oturmuş olduğu yayın kuruluşları sadece popüler kültürün reklam pastasından faydalanmak için kurulmuş kuruluşlardır ve zamanla hafızalardan silinip gitmeye mahkumdurlar. Bunları sadece ben değil, araştırmalar, görünen gerçekler ve deneyimler söylüyor. De bide yenilikleri ve yeni yeteneklerimizi bu pasta savaşında çürütmesek… Bu konularda yapılabilecek birçok radikal ve farklı değişiklikler var fakat yöneticilerde risk alabilecek cesaret, ne yazık ki, yok.

-İlerisi için hedefleriniz nedir?
Şu günlerde, elimde basıma hazır, düzenlenmiş bir mizah kitabım var . Hatta kitabın okuyuculara bir şekilde bedavaya ulaşabilmesi için bazı sponsorlarla görüşmeler bile yapıyorum. Hatta sırf bu yüzden birkaç kez,şehir dışına bile çıkacağım,görüşmeler için. Yakın zamanda sonuca bağlanacağını umut ediyorum. Bilgisayar teknolojisiyle ilgili projeler zaten bitmek bilmez şekilde karşımda… Televizyon için ilginç ve beklemediğim şekilde teklifler aldım fakat bu konuda kafamda soru işaretleri vardı. 2 tanesini, konseptlerini kendi yayıncılık anlayışıma uygun bulmadığım için reddettim. Bazı görüşmelerimde halen devam ediyor. Bunların dışında evlenip, mutlu bir yuva kurup, çoluk çocuğa karışarak baba olmak var planlarım arasında. İşte bu yüzden, itinayla, kendime en uygun gelin adayını bulmak için, televizyonlardaki evlendirme programlarını takip ediyorum… Bakalım taze taze gelecek günlerimi, geçmiş günlerim olarak nasıl hatırlayacağım. İzleyip göreceğim…

-EN’lerinizi öğrenebilir miyiz?
-En sevdiğiniz radyocu: BEST FM’deki üstatların arasında büyümüş ve her geçen gün onlardan yeni şeyler öğrenmeye devam eden bir çekirge olarak, hepsinin bendeki yeri ayrıdır ve en üstlerdedir. Birde Ayça Şen var ki, zaman buldukça keyifle dinlerim.
-En sevdiğiniz takım: KONYA SPOR
-En sevdiğiniz yemek: Yöresel = Etli Ekmek / Evrensel = Patates Kızartması
-En sevdiğiniz parfüm: Issey Miyake
-En sevdiğiniz gazete: Aynı konulara farklı pencerelerden, bakmayı seven bir adam olarak, her günüm başka gazeteyle geçer ki elime aldığım gazete, o anlık, en sevdiğim olur. Yani sevipte aldatmadığım gazete olmadı şu ana kadar ve aldatmanın en faydalısını yaptığım inancındayım.
-En sevdiğiniz dergi: Küçükken özellikle takip ettiğim, poşetli dergiler vardı. En son gittim, baktım. Artık, neredeyse, bütün dergileri poşetliyorlar. Demek ki poşetli dergi zararlı değil.
-En sevdiğiniz tv dizisi: South Park
-En sevdiğiniz sinema filmi: BOLT
RADYOSKOP.NET
Röportaj: ENES İBİŞDAYI
Düzenleme: Mehmet Şahin
Yorumlar () |
 |
|
|
|
|
|